2 Nisan 2015 - 05:53
Yeni Suudi Kralı, Mısır ve Müslüman Kardeşler

Müslüman Kardeşler’e yönelik keskin karşıtlığı sürdürmek Suudi Arabistan’ın yaptığı hesaplara fazla bir getiri sağlamıyor ve hatta ayak bağına dönüşme potansiyeli taşıyor.

Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- Müslüman Kardeşler'in Suudi Arabistan Kralı Abdullah'ın 23 Ocak'taki ölümünün ardından yayımladığı mesajda dikkat çekici bir sıcaklık vardı. Oysa Kralın Müslüman Kardeşler'in Mısır'da devlet eliyle bastırılmasına verdiği güçlü destek düşünüldüğünde bu açıklamanın en iyi ihtimalle olumsuz bir tonda olması beklenirdi.

Ancak birkaç hafta içinde yeni Kral Selman'ın Müslüman Kardeşler'e selefinden daha sıcak baktığı ve bunun Mısır devleti ile Riyad arasındaki ilişkileri etkileyebileceği söylentileri dolaşıma girdi. Kahire en azından şimdilik çok fazla rahatsızmış gibi görünmüyor ama bir şeylerin değiştiği de kesin.

Mısır ordusu, Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi'yi Temmuz 2013'te devirdiğinde Körfez İş Birliği Konseyi'nde (KİK) iki güçlü eğilim oluştu: İlki İslamcılığın türlü biçimlerine sıcak bakan Doha'nın benimsediği azınlık tutumuydu. İkincisi de Riyad ve Abu Dabi'nin başını çektiği tutumdu. Suudi ve BAE yönetimleri, hem Müslüman Kardeşler'e duydukları antipati hem de Mısır'daki yeni siyasi yapıya verdikleri güçlü destek bakımından birleşti. Ancak bu iki noktaya oturan mutabakat artık sona erdi.

Mısır'daki yeni siyasi yapılanma hem Abu Dabi'den hem de Riyad'dan güçlü destek görmeye devam ediyor. Nitekim bu ay başında Mısır'da düzenlenen yatırım konferansında her iki ülkenin hatırı sayılır bir katkı taahhüdünde bulunması bu desteğin altını bir kez daha çizdi. Öte yandan Riyad Müslüman Kardeşler destekçisi hâline gelmiş değil, ama iki ülkenin artık fikir birliği içinde olduğu da söylenemez.

Müslüman Kardeşler, yeni Suudi anlayışına göre hâlen bir mesele olabilir ancak eskisi kadar öncelikli bir sorun olduğunu söylemek zor. Harekete sıcak bakan çevrelerin uzun zamandır savunduğu görüşe göre Suudi Arabistan, Müslüman Kardeşler'i adeta varoluşsal bir tehdit olarak görüyor ve buna göre tutum alıyordu. Zira bu görüşe göre Suudi halkının monarşiyi reddedip Müslüman Kardeşler'e dayalı bir tür “İslami Cumhuriyetçilik” fikrini benimseme tehlikesi vardı.

Ancak Suudi Arabistan'daki iktidar böyle ihtimalden hiçbir zaman çok fazla kaygı duymadı ve asıl endişesi hareketin bölgedeki istikrarsızlaştırıcı etkisiydi. Hepsi bir kenara Riyad yakın ve orta vadede sürdürülebilir olduğuna kaniyse her zaman statükoyu koruma eğilimindedir.

Kaldı ki Müslüman Kardeşler 2015 itibarıyla artık oldukça zayıflamış bir konumda. Krallığın önünde ise tüm dikkatini vermesi gereken bir dizi başka öncelik söz konusu.

Krallığın üç bölgesel önceliği şöyle: İran, İslam Devleti (İD) ve onun Suriye, Irak ve Libya gibi farklı bölgelerdeki varlığı ve Yemen. Müslüman Kardeşler'e yönelik keskin karşıtlığı sürdürmek Suudi Arabistan'ın yaptığı hesaplara fazla bir getiri sağlamıyor ve hatta ayak bağına dönüşme potansiyeli taşıyor.

Örneğin Suudiler İran'a karşı bir blok oluşturabilmek için Türklerin desteğini ve yardımını istiyor ancak Ankara dünyada Müslüman Kardeşler'e en sıcak bakan başkent olmaya devam ediyor. Ayrıca keskin bir İslamcılık karşıtlığı, İD'in Suudi destekçilerine adam devşirmede kullanacakları yeni bir bahane sunabilir. Radikal İslamcı örgüte yeni katılımlar Suudi Arabistan'ın şu an en son isteyeceği şey.

Yemen'e gelince Suudilerin buradaki büyük stratejinin parçası olarak Husilerin yükselişine karşı Müslüman Kardeşler yanlısı örgütleri desteklemesi kuvvetle muhtemel. Başka yerlerde ise Müslüman Kardeşler yanlısı gruplar bakımından tam tersi bir tutum izleyebilir. Bunları zaman gösterecek.

Ancak genel anlamda asıl belirleyici etken kapasite. Suudi Arabistan tüm enerjisini Müslüman Kardeşler'le pek alakalı olmayan önceliklere yönlendirmek istiyor. Riyad, Müslüman Kardeşleri bitirmek gibi bir hedef gütmüyor ama Katar'la aynı çizgiye gelmiş de değil.

Peki, bu yeni tutum bölgesel oyuncular için ne ifade ediyor? Örneğin Katar ve Türkiye gibi müttefiklerin Müslüman Kardeşler yanlısı tavırları 2013'te Kral Abdullah'la kimi gerginliklere neden olmuş olabilir ama 2015'te yeni Kral'ın bu müttefiklere karşı daha hoşgörülü olması bekleniyor.

Örneğin Riyad Doha'ya yönelik baskıyı azaltacağından 2014'te Doha'dan ayrılan Müslüman Kardeşler üyeleri Katar'da yeniden bir faaliyet alanı açıldığını görebilir. Aslında İD'in Libya'daki yükselişi, Yemen'deki durumun kötüleşmesi ve İran ile ABD arasında bir anlaşma olasılığı düşünüldüğünde Abdullah tahtta kalsaydı bile gelişmeler yine aynı seyri izleyebilirdi.

Mısır'a gelince kısa vadede fazla bir değişiklik olması muhtemel görünmüyor. Suudi Arabistan, Mısır'a Müslüman Kardeşler'e baskıyı azaltması yönünde herhangi bir sinyal göndermiş değil. Ancak Kahire baskıyı bir şekilde yoğunlaştırırsa örneğin çok sayıda Müslüman Kardeşler lideri idam cezasına çarptırılırsa bu durum da değişebilir. Zira yeni Suudi yönetimi bunu sorunu tırmandıracak riskli bir gelişme addedebilir.

Böylesi bir olasılık dışında Kahire-Riyad ilişkileri şimdilik dinamiğini koruyor. Ayrıca KİK'teki diğer ana müttefiki BAE'yle Müslüman Kardeşler konusunda tamamen hemfikir olan Kahire aldığı tutumlarla bölgede etkili olmaya devam edecek. Buna Libya konusu da dâhil. BM'nin Libya'da birlik hükümeti kurma çabalarının başarılı olup olmaması fark etmez.

Daha uzaklara bakacak olursak Suudi Arabistan'ın İngiliz hükümetinin Müslüman Kardeşler'le ilgili yeni değerlendirmesinden özel bir rahatsızlık duyması olası değil. Bu değerlendirmenin özet bölümünün birkaç hafta içinde açıklanması bekleniyor. Londra'nın bu konuda Abu Dabi ve Kahire ile uğraşması gerekecek ama Riyad muhtemelen bu kapsamda yer almayacak.

Riyad'daki değişim belirgin olmakla birlikte bu, uzun vadeli, sonuçları henüz netleşmemiş nüanslı bir değişim. Riyad sürdürülebilir bir statükoyu daima her şeyin üstünde tutmuştur. Salman da bu köklü Suudi geleneğini takip ediyor. Asıl soru ise şu: Yavaş ve kademeli reformlar olmadan nasıl bir yeni ve sürdürülebilir statüko mümkün olabilir? Bu sadece Suudi Arabistan ya da Mısır'ın değil, genel olarak tüm bölgenin sorunu.

H. A. Hellyer

Ekler